Dmitry Yakin

Bentley Tokyo’nun tuner kültürüne girdi, kimse bunu öngöremedi

Crewe artık güvenli oynamıyor. Bentley yeni Continental GT S ve Supersports modellerini Daikoku, Shibuya ve Tokyo Tower’a getirdi — kimsenin beklemediği bir hamle yaptı.

Tarantas News’yi tercih ettiğiniz Google kaynaklarına ekleyin

Bentley kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Özel salonlar ve davetiyeyle açılan ön gösterimler üzerine kurulu bir marka, gece Tokyo’sunda yürüdü — tuner otoparklarına, Shibuya’nın neon ekranlarının altına, doğrudan canlı JDM sahnesine. Yeni Continental GT S ve Supersports’un lansmanı için yapılan Tokyo Takeover kurumsal bir vitrin değildi. Kültürel bir jestti. Tokyo Tower Bentley yeşiline boyandı, marka amblemi gözlem terasına yansıtıldı. Otomobiller ise normalde Skyline GT-R ve Lamborghini’nin hüküm sürdüğü yerlere gönderildi.

Programın en ince hamlesi, Japonya’nın en hızlı treni Hayabusa Shinkansen’den esinlenmiş bir kaplamayla giydirilmiş Continental GT S’ti. Bentley için bu sıra dışı ama mantıklı bir jest. Japonya yalnızca hızı değil — formun disiplinini, mühendislik hassasiyetini ve detaya saygıyı da takdir ediyor. Bentley’in felsefesi de benzer, sadece demiryolu kültürü üzerinden değil, gövde, kabin ve Crewe’nin el işçiliğiyle ifade ediliyor.

Supersports’la marka çok farklı, çok daha cesur bir kart oynadı. “FULL SEND” yazısını taşıyan otomobil, Travis Pastrana’nın FULL SEND filmi için kullandığı “Pymkhana” Bentley’in ta kendisi. Ve işte o otomobil Daikoku Parking Area’ya yanaştı — Japon gece otomobil kültürünün uzun süredir sembolü olan yere. Oradaki müdavimler Supra, RX-7, NSX, Liberty Walk yapımları ve diğer aşırı projeler. Böyle bir ortamda Bentley neredeyse yabancı gibi durur. Ve hamleyi tam da bu fark ettiriyor. Altı yeşil ışıklı bir ultra-lüks coupé, bir butik vitrinine değil, canlı bir otomobil kültürüne sızmaya çalışıyor.

Supersports’un Daikoku’nun en deneyimli müdavimlerine bile söyleyecek sözü var. Bu, son yılların en radikal Bentley’i. Sadece arkadan itişli, büyütülmüş turbo’larla donatılmış 4.0 litrelik V8 ve titanyum Akrapovič egzoz, 657 bg, 2.000 kg’ın altında ağırlık — 85 yıldır üretilen en hafif Bentley. Üretim 500 adetle sınırlı ve hepsi çoktan sahibini buldu.

© bentleymedia.com

Sıra Shibuya’ya geldi. Dünyanın her yerinden reklamların oynadığı dev LED ekranlarıyla ünlü o kavşağa. O ekranlarda Bentley bir FULL SEND montajını yayınlatırken, Shinkansen kaplamalı Continental GT S aşağıdan geçiyordu. Akşam ise Bentley’in dış kreatif direktörü ve efsanevi yarışçı Tetsu Ikuzawa’nın kızı Mai Ikuzawa, Shinjuku’da herkese açık bir etkinliğe ev sahipliği yaptı; süper otomobiller, klasikler ve Tokyo’nun dört bir yanından gelen tuning projeleri buraya akın etti.

Bentley’in kendisi açısından bu bir ton değişikliği. Continental GT her zaman hızlı, uzun mesafe için bir otomobildi. Ama yeni GT S ve Supersports tamamen farklı bir şey göstermek zorunda — sürücü karakteri. Müşterilere artık otomobilin pahalı ve elde üretildiğini bilmek yetmiyor. Marka, otomobilin duygusal olduğunu, tuner kültürünün yanında durabildiğini ve otomobilleri logosuyla değil duruşuyla yargılayan bir kitlenin ilgisini çekebildiğini kanıtlamak zorunda.

Japon pazarı bu deney için biçilmiş kaftan. Burada dünyanın en güçlü iki otomobil kültürü paralel yaşıyor: kusursuz işçiliğe duyulan geleneksel sevgi ve detayı, bireyselliği, tanınabilir görüntüyü kutsayan güçlü bir JDM sahnesi. Bu yüzden Bentley sadece iki yeni coupé getirmedi. Marka onları yerel bağlama dokudu: Tokyo Tower, Daikoku, Shibuya, Shinjuku cars and coffee — ve Mai Ikuzawa’nın katılımı tüm bunlara yerel bir kod ekledi.

Ticari anlamda mesele markanın algısını gençleştirmek. Bentley artık her şeyi statünün ve Mulliner konfigüratörünün belirlediği kapalı bir sahip kulübünün otomobili olarak kalmak istemiyor. Lüks markaların giderek moda evleri gibi davrandığı bir çağda, asıl önemli olan etkinlikler, görseller, kültürel iş birlikleri ve nadirlik hissi. Tokyo Takeover tam olarak bunu yapıyor — otomobili göstermek değil, onu şehrin sahnesinin bir parçası kılmak.

Bu bölgedeki rekabet çeşitli. Rolls-Royce sürücü kültürü alanına neredeyse hiç girmiyor. Ferrari ve Lamborghini süper otomobil dünyasında yaşıyor. Porsche meraklı buluşmalarında kendini evinde hissediyor. Toyota Century ise ölçülü Japon lüksünü kendi başına küresel bir markaya dönüştürmeye çalışıyor. Bentley bu kombinasyonun arasında bir yerde duruyor — Rolls-Royce’tan daha sportif, Porsche’den daha lüks ve hiçbir Japon ultra-lüks projesinden daha İngiliz.

Tokyo Takeover bir şeyi net bir biçimde gösterdi. Bentley artık yalnızca kusursuz pahalı olmak istemiyor. Marka otomobil kültürüyle doğrudan konuşmaya çalışıyor — ve Japonya’da bu konuşma özellikle iyi karşılık buldu. Burada ultra-lüks bir GT bile sadece etiketinin değil, karakterinin de olduğunu kanıtlamak zorunda.

bentleymedia.com